Yazmayı seviyorum. Yazılarımla başbaşa kalmayı, hayatımdan bir şeyler katarak hikayeler yaratmayı, bazen çok hayata dönük; eğlenceli olmayı, bazen de tamamen içe kapanık; karamsar olmayı seviyorum.. Buraya yazdığım yazıların çoğu tabiki de her yazarın başına geldiği gibi, bir noktasında hayatımla çakışmakta, ancak çoğunluğu gözlemlere ve yaşanılabilir durumlara pay biçilerek hayal gücümle yazılmakta. Büyük bir aşkı anlatırken; büyük bir aşk yaşayamam, büyük bir yenilgiyi anlatırken de; büyük bir kayıp yaşayamam. Yazılarımla aramdaki bağ, sırlarım ancak birgün iyi bir yazar olursam-idolüm Marquez gibi-hayatım bütün okurlarım tarafından merak edildiği an; otobiyogrofimi yazdığım zaman öğrenilecektir.. Şimdilik bu kadar; yazılarımın keyfini çıkarın, yorumlarınızı yazmaktan kaçınmayın. İyi zaman geçirmenizi, hayatımı paylaşırken keyifli anlar yaşamanızı dilerim..

"editöR Notu"


Cumartesi, Ocak 14, 2006

İstaNbuL


İstanbul'a gitmemde kimin gözü kaldı ortaya çıksın. Ciddi ciddi nazara geldiğini düşünüyorum. İnsan üç ay İstanbul hayali kurar ve İstanbul'a gidince iki hafta hiç yataktan çıkmaz mı? Çıkmadığı oluyormuş demek ki...
Saydım, sadece üç gün dışarı çıkmışım, demek ki her ay için bir gün.
Yılbaşı gecesi, bayramın 1. günü, bir de sağolsunlar acıdılar herhalde son gün boğaza götürdüler.
Aslına bakarsanız üç günde gerçekten güzel geçti.
*Yılbaşı gecesi çok romantikti.
*Bayram günü çocukluğuma döndüm bile diyebilirim.
*3.gün ise boğazda balık yedim.
-Yılbaşı günü bir ayrılıp, bir barıştığım uzatmalı sevgilimle birlikteydim. İlk tanıştığımız yere gittik ve sabaha kadar eğlendik. Her ne kadar ayrılmış olsakta, yeni yıla sevgiliyle girmenin nasıl güzel bir duygu olduğunu tadabildiğim için kendisine teşekkürü bir borç bilirim.
-Bayramın ilk günü küçüklüğümden beri anneanne ve dede dediğim, sevgili Rukocuğumun annesiyle babasına gittik. El öpmeler, harçlık almalar, bayram sohbetleri çok eğlenceliydi. Hastalığım orda da devam ederek beni zor durumlara soktu ama olsun. Ablam evlendiğinden beri ilk kez bayram harçlığı aldım, daha ne olsun. Ne zaman sevgili Burcu evlendi, o zaman artık bu da büyümüştür diye düşünerek, ilgilenmiyorlardı benimle. Bol bol çikolata, şeker, lokum yiyerek cildime büyük katkıda bulundum. Ayrıca kurban etinden yapılan yemeklerle de kiloma destek oldum. Bütün gün de yatınca hepsi kiloya dönüştü tabi. Sevgili küçük bebeğimiz Yaman'ın bitmek bilmeyen istekleriyle, biraz kafamızı şişirdiği bir gün olsa da eğlenceliydi.
-Son günümde ise, sağolsunlar beni bir kez daha dışarı çıkardılar. Önce Picasso'nun Sabancı Müzesi'ndeki sergisine gitmeye karar verdik ama uzun kuyruğu görünce vazgeçtik. Zaten hastaydım birde o kuyrukta bekleseydim herhalde ölürdüm. Müze gezme işinden, bir sonraki gidişimde götürüleceğime dair söz aldıktan sonra vazgeçtik. Sonrasında ise boğazda, denizin hemen kıyısında balık yemeğe gittik. Manzara muhteşemdi. İşte burası İstanbul dedim. İzlemeye doyamıyorsun ve Ankara'ya dönmek istemiyorsun.
Sonuçta döndüm. İstanbul'da kalamadım, finallerim başlayacak, yoğun günler beni bekliyor. Sözüm ona yoğun günlerden çıkıp, dinlenmeye, gezmeye gitmiştim ama olmadı. Bol bol yatarak dinlendim tabi.
Bir dahaki sefere kimselere söylemeden gideceğim. Ne kimsenin nazarı değecek, ne de ben hastalanıp yataklara düşeceğim. Öyle olsa bile; hasta hasta gezerim. Ruko'yu bile dinlemem bu sefer. Şimdiden duyurulur kendisine. Sağolsun az bakmadı bana, o olmasa hayatta iyileşemezdim. Sana da teşekkürü borç bilirim tabiki. Elin oğluna teşekkür ederim de sana etmez miyim? Çok teşekkürler hayatım.


1 yorum:

Usualoner dedi ki...

Şimdi ben burda konu mankeni mi olmuş oldum T_T
ayaklarının altına japonyayı serdim de yaranamadım... ahh ahh