Yazmayı seviyorum. Yazılarımla başbaşa kalmayı, hayatımdan bir şeyler katarak hikayeler yaratmayı, bazen çok hayata dönük; eğlenceli olmayı, bazen de tamamen içe kapanık; karamsar olmayı seviyorum.. Buraya yazdığım yazıların çoğu tabiki de her yazarın başına geldiği gibi, bir noktasında hayatımla çakışmakta, ancak çoğunluğu gözlemlere ve yaşanılabilir durumlara pay biçilerek hayal gücümle yazılmakta. Büyük bir aşkı anlatırken; büyük bir aşk yaşayamam, büyük bir yenilgiyi anlatırken de; büyük bir kayıp yaşayamam. Yazılarımla aramdaki bağ, sırlarım ancak birgün iyi bir yazar olursam-idolüm Marquez gibi-hayatım bütün okurlarım tarafından merak edildiği an; otobiyogrofimi yazdığım zaman öğrenilecektir.. Şimdilik bu kadar; yazılarımın keyfini çıkarın, yorumlarınızı yazmaktan kaçınmayın. İyi zaman geçirmenizi, hayatımı paylaşırken keyifli anlar yaşamanızı dilerim..

"editöR Notu"


Cuma, Mart 16, 2007

ÇıpLaK mı AyAkLaRıM, yüReğiM gibi?


Küçük, saf, mutlu, pembe dünyasında sessizce yaşayan kız çocuğuna özlem duyarken, birde ne göreyim; kocaman bir kadın olmuşum. Sessizce yol almaktayım, zahir ömrümde. Günler, aylar ilerlemekte ve zaman kendini farkettirmeden elimden kayıp gitmekte. Zamana dur diyemeyeceğimi öğrenmem bu yaşıma denk gelse de, en azından artık zamanla yol almam gerektiğini öğrendim. Her yeni gün, yeni bir fırsat sunduğu gibi; yeni bir de kayıp sunmakta. Her tanışılan yeni kişinin hayatımıza yeni bir şey katması, ya da yaşanılan her aşkın kişiyi biraz daha olgunlaştırması gibi.

Bu sene doğumgünümde, dünya kadınlar günüde çok özeldi benim için. İlk defa yeni yaşımda yaşımı söylemeye korktum ve ilk defa kadınlar gününde olgunlaşma yolunda sessizce ilerleyen bir kadın olarak bugünü kutladım.

Küçücükken hayal ederdim hep bu seneleri. 2007-2008 nasıl olacak, nerede, hangi konumda olacağım, acaba birgün bende annemlerle birlikte bugünü kutlayabilecek miyim diye?
Çok fazla merak etmemek gerekiyormuş. Hiçbir şey insan ömründe planlandığı şekilde devam etmiyormuş. Ne kurulan hayaller gerçekleşebiliyor, ne de akıllardan uzak kalan durumlar, uzak kalmaya devam edebiliyor.

Sadece yaşam kalıyor elimizde, yaşanmışlık. Bu yıllara kimlerle geldiğin, kimlerle yoluna devam edebileceğin ve en önemlisi hayatınla ilgili alabileceğin en önemli kararların ne olacağı?

Sokaklarda top koşturan, lastik atlayan, her türlü piçlikten geri kalmayan o yaramaz küçük cadı, sanırım artık hanımlaşmaya, henımefendi olmaya başladı. İçinde çocukluğunu, o çocuksu ruhunu barındırmaya, yazı yazmaya, aşık olmaya devam ederek gitgide duruluyor, büyüyor sanırım.

En inanılmaz kısmı ise; birgün gelecek, torunlarımla birlikte bu yazılarımı okurken, ya bu yazılarımın sonucuna erişip, kitap yazmış olacağım ya da sadece onlara tecrübelerimi anlatıp, yaşamla ilgili büyük laflar etmekten daha fazlasını gerçekleştiremeyeceğim. Ama biliyorum ki; ne olursa olsun elimde sadece yaşadıklarım, yaşamım kalacak.

Bu yüzden o bilgisayarın ekranına dikkatle bakın, kendime aynada baktığımda o ekrandaki kız kadar kendimi yalnız hissetsemde, hiçbir zaman yalnız kalmayacağımı biliyorum. Yalnızların yaşanmış bir yaşamları olmaz, sadece yaşamış olma durumları kalır ellerinde ama benim yazmam için, yaşamımı elimde tutabilmem için; insanlara, arkadaşlara, dostlara ihtiyacım var.

İşte sırf bu yüzden kendi içinde yalnız, kendi dışında kalabalık biri olmaya devam edeceğim.

Nice yıllar yaşayıp, nice olumlu değişikliklerime tanık olabilmek ve her zaman "iyiki doğmuşsun" cümlesini duyabilmek ümidiyle, herkesin kendi yaşamının iplerini kendi ellerinde tutabilmesini dilerim. Umarım kimse için henüz çok geç değildir.

Hiç yorum yok: