DaNs EtMeye deVaM eT aLkıŞ tutuLduKça ve yaZmaya deVaM eT haYaT YıpRattıKçA...
Geri dönmek istiyorum çocukluğuma... Bayramlıklarımı giydiğim o sabaha. Dedem yine bahçede kurbanın kesilmesini beklesin, dayım kavurma yapmak için etin en güzel kısmını, bense bayramlıklarımı giymeyi. Heyecanımdan yerimde duramadığım o sabaha geri dönmek istiyorum. Üzerimde yeşil çiçekli elbisem olsun, ayağımda yeni ayakkabılarım. Mümkün mü?
Hiçbir şey yaşanmamış olsun, hayattan ders alacağım hiçbir derse başlamamış olayım ve yine ödevlerimi yetiştirememenin telaşıyla bayramın son gününe kadar bekleyeyim, vizelerin nasıl geçeceğini, onu görünce neler hissedeceğimi değil. Yeter ki o sabah olsun.
Kıyafetlerimi kirlettiğim için azar işiteyim annemden, ruhumu kirlettiğim için değil. Harçlık toplamanın sevinci olsun içimde, parasız kalmanın burukluğu değil. En büyük aşk; patates baskıdan kalpler yapan yuva arkadaşımınki gibi saf ve temiz olsun, yüreğinden çıkarttığında hayatından silen son aşklarımınki gibi acımasız olmasın.
Her şey o sabah gibi olsun tüm sülale daracık salonda iki tane uyduruk tahta masayı birleştirerek oturalım ve mutlu mutlu kahvaltımızı edelim. Ardından başlasın bayramlaşmalar, kapı kapı; para, şeker, mendil toplamalar. Tanımadığımız komşulardan para alırken kimlerden olduğumuzun hesabını verelim, tanımadığımız insanlardan para alırken kaç saat çalıştığımızın hesabını vermek yerine.
Yine o sabah olsun. Dedem yaşıyor olsun ve anneanneme nasıl aşık olduğunu bir kez daha anlatsın. Bizim gibi gereksiz sebeplerden ayrılmadıklarını, daha önemli sorunlarla nasıl ayakta kalıp, yan yana olmanın desteğini, güvenini anlatsın.
Yine o sabah olsun babaannem hayatta olsun ve ben ona kartpostallar atarak, arayarak hatrını sorayım, o da bana sorsun bir şeye ihtiyacın var mı? diye. Gidip mezarında ağlayarak neyin doğru neyin yanlış olduğunu göstermesi için bir işaret göndermesini, sonbaharda elma ağacına çiçek açtırmasını beklemeden.
O sabaha dönelim ki o ev satılmamış olsun, satılan ruhlarımız gibi. Ben yine bayramlıklarımla evin karşısındaki okulun duvarına çıkayım ve ne kadar büyüdüğümü hesaplamak için, kafamı demir korunakların arasına sokayım, bakalım bu sefer vücudum geçebilecek mi? diye. Ve o sabahtaki gibi kafam; o demirlerin arasına sıkışmış olsun, kalbimle ruhumun arasına değil.
O sabah olsun ki ben bu olayı anlattığımda beni sevimli bularak kafamı seven birileri olmasın, kafamı demirlerin arasından kurtarmaya çalışan biri olsun yanımda. Yaptığım bu salaklığa gülerek, kendi verdiği akla şaşan babam olsun yanımda; yaptığımız yanlışlara ağlayan birileri değil.
Yola çıkalım tüm sülale üç ya da dört araba, tek tek gezeyim akrabaları, hatırlarını sormak, bayramlarını kutlamak için, ruhumu bulmak için değil.
Ben büyümeyi hiç istememiştim ki hayat beni büyüttü. Bu yüzden hep karamsar oldum, hep mutluluğu haketmediğimi düşündüm. Daha fazlası, daha fazla alacakmış gibi geldi bana. Her zamanda bu korkum yüzünden daha fazla aldı hayat benden. Omuzlarıma her zaman, sahip olmam gerekenden fazla yük verildi. O sabah toplanan paralarla bile evin kirasına destek oldum bayram dönüşünde. Ödenmeyeceğini bildiğim senetler imzalattım babama, şimdi ise senet kağıdının ziyan olmasına gerek kalmadan veriyorum cebimdekileri. Keşke bu alışkanlığım devam etseymiş, insanlara bol bol dağıtmak yerine; paramı, sevgimi, cebimdekileri, yüreğimdekileri, keşke hep senetler imzalatsaymışım. Belki senetlerini geri almak için dönerlerdi, ödeyecekleri, aldıklarının karşılığında verebilecekleri bir şeyleri olmasada.
Yapamadım, yapamayacağımı da biliyorum. Karşılıksız, hiçbir şey istemeden imzalatacağım senetleri, iade etmeye devam edeceğimi biliyorum, karşılıksız sevgimi vermeye devam edeceğim gibi. İşte bu yüzden her zaman kaybedeceğim, ya da kaybetmek için farkında olmadan saçmalayacağım.
Keşke o sabaha dönebilsem. Birçok sabahlara dönmek istediğim gibi. Ama olmuyor dönemiyoruz işte. Hiçbir geçen sabah, öğle, akşam yerine gelmiyor. Bu hayat; pişman olmamayı, acı çekip, içinde saklamayı, sürekli başın dik durmayı, güçlü olmayı öğretmeye devam ediyor.
Daha o zamanlar ağlamamak öğretildi bize, hatta kaç kez sinirlendirdim annemi sırf bu yüzden. "O kadar vuruyorum, bak ağlamıyor" diye kaç kere fitil oldu bana. Ama bu onu sinirlendiriyorsa herkesi sinirlendirir diyerek ağlamamaya devam ettim. Ne oldu? İçimde kalan bir ton gözyaşı, saklı duran, göz pınarımdan düşmemek için kıvaranan o damla hep içime aktı. Bu yüzden mutluluğu hiç haketmediğimi sandım. En mutlu anımda, bu da bitecek diyerek yeni mutsuzluklar aradım. Kendime dar ettim dünyayı, bir nevi acıların kadını oldum.
Hep ders çıkartmaya çalıştım mutsuz hallerimden, bak bunu da yaşadın, sırada ne var? Devam et Sevdican yazmaya devam et, her zaman amcanın söylediği gibi "Çıplak Ayaklı Prenses" olmaya devam edemeyeceğine göre, prensesliğin sana kalsın, ayakların da hep çıplak. Sadece ayakların değil, ruhunda çıplak kalsın. Bütün sevdiğin kadınlar, adamlar seni bir gün terketmeyecek mi? Her zaman yalnız kalmayacak mısın bu hayatta, her zaman özlemeyecek misin birilerini?
Benim hayatım özlemlerle geçti, önceleri İstanbul'u, babaannemi özledim, derken ablamı, Canem'i, o geçti babamı, dedemi, kankamı, Tevgilim'i, ruhumu... Şimdi ruhumu geri bulabilmek ümidiyle, her zamanki gibi çocukluğumu özlüyorum.
O haşin herkesin sinirini bozan, asla taviz vermeyen, yaramazlıkta kimseyle boy ölçüşmeyen, herkese ne diyeceğini bilen, ağlamayan, babaannesinin kopyası, en sertinden karadeniz kızı... Nerde şimdi?

Birileri gömdü o küçük kızı sadece fotoğraflarda kaldı. Canını o kadar çok yaktılar ki, kimseye cevap veremez oldu, sadece sevgilerine çok güvendiği için, annesine, babasına diş geçirebiliyor. Onlara da eskisi gibi davranamıyor. Uzaklaşıyor her ortamdan. Kaçıyor sürekli bulunduğu her yerden. Şimdi huzur bulmaya şehrine döndü. Hep burada kalmak istiyor, çocukluğunu, o kaybettiği ruhunu, bu sokaklarda, bu şehirde bulmaya çalışıyor. Burada bulamazsa, ne yapacak?
Bir de Eskişehir'de veya Ünye'de mi arayacak? Bu aramalar sonuç verebilecek mi peki? Gezdiğim o yerlerde bulabilecek miyim çocukluğumu, diğer yarımı, ruhumu; yoksa ellerim boş mu döneceğim?
Aramaya devam etmek daha fazla yorar mı bilmiyorum ama hala bunun için gücüm var. Çocukluğumu bulamasam da o ruhu bulabilirim, diğer yarımı tamamlayabilirim.
Yılın ilk karı düşerken sokaklara; dilek tutulurmuş ya, belki birgün, yine bu seneki dileğimin aynısını dilerim ve diğer yarım yine gelir tamamlar beni... Hala diğer yarım olmaya devam edebilirse tabiki..


1 yorum:
aradığın çocukluk kesinlikle sende başka şehirlerde başka insanlarda arama ne yaşarsan yaşa sendeki o çocukluk bitmeyecek. çocuklugun bitmediği sürece yaşamın çok güzel olacak. ancak yeni maceralara yeni aşklara öyle yelken açacaksın. senin o çok sevdiğin yazarın kitabini hatırla..80 yaşında bile aşkı ve macerayı nasıl hatırladığını hiç bir olay hiç bir insan senin çocuklagauanu elinden alamaz.. zaten çocukluğunu kaybetseydin aşk için bu kadar acı çekmezdin.. hemen gerçek dunyaya dönerdin.. seni seviyorum..
Yorum Gönder