...AmeLie ve JaNe KaRde$LeR...

Bir zamanlariki küçük kız çocuğu
varmış.
Küçük kızlardan biri;
evinden uzakta, ailesini, yuvasını, şehrini özleyerek yaşarmış.
Adı Amelie imiş.
Diğer küçük kız ise;
ailesiyle birlikte, çocukluğunu, büyüdüğü şehri özleyerek yaşarmış.
Adı Jane imiş.
İkisinin de ortak özelliği;
aynı şehri özlemeleriymiş,
farklı sebeplerdende olsa aynı şehre aşıkmış,
bu iki kız çocuğu.
Bir gece bulundukları şehre çok yağmur yağmış, yağmur şehirden çok onların üzerine yağmış; çünkü her ikiside o gece sabaha kadar uyuyamamışlar ve birbirlerinden habersiz, geceyi sabaha dönüştürmüşler.
Ertesi sabah bulundukları yeri ikiside ellerinden geldiğince çabuk terketmişler, birbirlerinden habersiz, okulun bahçesinde buluşmuşlar. O güne kadar sadece selam verip, yollarına devam eden iki küçük kız; o sabah, erkenden, birbirlerini o bahçede bulmanın şaşkınlığı ve telaşıyla ne varsa içlerinde anlatıvermişler.
Ders başlayana kadar telaşla, sanki bir daha konuşmaya hiç vakitleri olmayacakmış gibi anlatmışlar, ayrı geçirdikleri yıllarda yaşadıklarını, üzüntülerini, mutluluklarını.
Öyle sıkı bağlanmışlar ki birbirlerine kardeş olmaya karar vermişler çok geç olmadan.
Bir süre sonra herkes onları bir arada görmeye o kadar alışmış ki; ayrı oldukları anı sorgulamaya başlamışlar.
Zaman geçtikçe daha çok tanımışlar birbirlerini, daha çok bağlanıp, daha çok sevmişler. Gün gelmiş ayrı düşmüşler tartıştıkları konuda, gün gelmiş destek çıkmışlar başkalarına karşı birbirlerine.
Evlerinde fazlasıyla yatak olmasına rağmen, aynı yatakta uyumayı tercih etmişler. Birinden birisi çok üzüldüğünde; esas üzülmesi gerekenden fazla diğerinin üzüldüğü anlardaki gibi.
Birlikte ağlayıp, birlikte gülmüşler...
Gün gelmiş Jane yalnız kalmak istemiş. Hayattan elini ayağını çekmeyi, bir süre kimseyle konuşmamayı, kendini dinleyebileceği anlar yaratmayı arzulamış.
Amelie ise çok kızmış bu duruma; paylaşılacak ne varsa ortadaymış ona göre, daha önce olduğu gibi. Korkmuş kardeşinin üzülmesinden, yanılmasından, hata yapmasından. Her şeyi onun iyiliği için istemiş.
Jane ise şiddetle karşı çıkmış bu duruma; belki hata yapacağını ama bu hatayı yalnız yapmak istediğini, onu çok sevdiğini, ama geçici bir süre onu maruz görmesini dile getirmiş.
Amelie alışamamış bu duruma ve tüm siperlerini kaldırmış kardeşine. Her anlattığı olaya tepkisiz kalmış, suratına söyleyemediği içinde kalan ne varsa, her bulduğu fırsatta laflarıyla iğnelemiş, farkında olmadan yaralamaya başlamış.
Jane ise bulunduğu durumu atlatmaya çabalarken, bir gece bakmış ki uyuyamamasının sebebi sandığı gibi değil. Çok geçmeden gerçek sebebi farkedivermiş; Amelie'ye duyduğu özlem ve son zamanlarda yaptıkları davranışlar.
Düşünmeye başlamış uzun uzun; anlaşılmayacak ne olduğunu, Amelie'nin aslında onun iyiliğini istediğini ama daha fazla yaraladığını görmediğini. Amelie'ye yeri geldiğinde verecek çok cevabı olduğunu ama onu üzmek istemediğini, aksine eski günlerine dönmek için nasılda uğraştığını görmesi gerektiğini.
Amelie ise affedemiyormuş bir türlü kaçıp gitmesini, hayatını onunla paylaşmamasını. Kızgınlığıyla, her bulduğu an onu daha fazla yaralamak için değilde, hala orada; hayatında bulunduğunu farketsin diye sadece kendini belli etmeye çabaladığı için sert, hızlı oklar fırlatıyormuş.
Her kardeş kavga eder, her dost ise birbirini affeder. Kardeşlerin barışmamak için dayanakları kan bağıdır, nasıl olsa bitecek dargınlığımız diyerek hep daha sonraya atarlar birbirlerini. Dostlar ise daha çabuk barışırlar, kaybetme korkusuyla.
Sanırım bu hikayemizdeki Amelie ve Jane gerçekten kardeşler ve birbirlerini sonraya atıyorlar.
Hikayemizin sonu ne mi oldu?
Bir sabah, birbirlerini buldukları şehirde çok yalnız olduklarını farkederler. Uyuyamadıkları bir gecenin sabahında yine okul bahçesinde bir tek birbirlerini bulurlar ve ne kadar çok özlediklerini, özlendiklerini farkedip; birlikte uyumaya giderler.
Ders başlayana kadar telaşla, sanki bir daha konuşmaya hiç vakitleri olmayacakmış gibi anlatmışlar, ayrı geçirdikleri yıllarda yaşadıklarını, üzüntülerini, mutluluklarını.
Öyle sıkı bağlanmışlar ki birbirlerine kardeş olmaya karar vermişler çok geç olmadan.
Bir süre sonra herkes onları bir arada görmeye o kadar alışmış ki; ayrı oldukları anı sorgulamaya başlamışlar.
Zaman geçtikçe daha çok tanımışlar birbirlerini, daha çok bağlanıp, daha çok sevmişler. Gün gelmiş ayrı düşmüşler tartıştıkları konuda, gün gelmiş destek çıkmışlar başkalarına karşı birbirlerine.
Evlerinde fazlasıyla yatak olmasına rağmen, aynı yatakta uyumayı tercih etmişler. Birinden birisi çok üzüldüğünde; esas üzülmesi gerekenden fazla diğerinin üzüldüğü anlardaki gibi.
Birlikte ağlayıp, birlikte gülmüşler...
Gün gelmiş Jane yalnız kalmak istemiş. Hayattan elini ayağını çekmeyi, bir süre kimseyle konuşmamayı, kendini dinleyebileceği anlar yaratmayı arzulamış.
Amelie ise çok kızmış bu duruma; paylaşılacak ne varsa ortadaymış ona göre, daha önce olduğu gibi. Korkmuş kardeşinin üzülmesinden, yanılmasından, hata yapmasından. Her şeyi onun iyiliği için istemiş.
Jane ise şiddetle karşı çıkmış bu duruma; belki hata yapacağını ama bu hatayı yalnız yapmak istediğini, onu çok sevdiğini, ama geçici bir süre onu maruz görmesini dile getirmiş.
Amelie alışamamış bu duruma ve tüm siperlerini kaldırmış kardeşine. Her anlattığı olaya tepkisiz kalmış, suratına söyleyemediği içinde kalan ne varsa, her bulduğu fırsatta laflarıyla iğnelemiş, farkında olmadan yaralamaya başlamış.
Jane ise bulunduğu durumu atlatmaya çabalarken, bir gece bakmış ki uyuyamamasının sebebi sandığı gibi değil. Çok geçmeden gerçek sebebi farkedivermiş; Amelie'ye duyduğu özlem ve son zamanlarda yaptıkları davranışlar.
Düşünmeye başlamış uzun uzun; anlaşılmayacak ne olduğunu, Amelie'nin aslında onun iyiliğini istediğini ama daha fazla yaraladığını görmediğini. Amelie'ye yeri geldiğinde verecek çok cevabı olduğunu ama onu üzmek istemediğini, aksine eski günlerine dönmek için nasılda uğraştığını görmesi gerektiğini.
Amelie ise affedemiyormuş bir türlü kaçıp gitmesini, hayatını onunla paylaşmamasını. Kızgınlığıyla, her bulduğu an onu daha fazla yaralamak için değilde, hala orada; hayatında bulunduğunu farketsin diye sadece kendini belli etmeye çabaladığı için sert, hızlı oklar fırlatıyormuş.
Her kardeş kavga eder, her dost ise birbirini affeder. Kardeşlerin barışmamak için dayanakları kan bağıdır, nasıl olsa bitecek dargınlığımız diyerek hep daha sonraya atarlar birbirlerini. Dostlar ise daha çabuk barışırlar, kaybetme korkusuyla.
Sanırım bu hikayemizdeki Amelie ve Jane gerçekten kardeşler ve birbirlerini sonraya atıyorlar.
Hikayemizin sonu ne mi oldu?
Bir sabah, birbirlerini buldukları şehirde çok yalnız olduklarını farkederler. Uyuyamadıkları bir gecenin sabahında yine okul bahçesinde bir tek birbirlerini bulurlar ve ne kadar çok özlediklerini, özlendiklerini farkedip; birlikte uyumaya giderler.

1 yorum:
bence insanlar yalnızlıkları ile büyürler önemli olan bu yalnızlıklarını iyi değerlendirebilmek.. iyi özeleştiri yapabilmektir.. ruk
Yorum Gönder